Hattat Mustafa Cemil Efe  

 Güzeli Bulmak (Hüsn-i Hat)

“Cismani aletlerle ortaya çıkan ruhani bir hendesedir” Hüsn-i Hat. Günümüzde muhteşem bir sanat mahiyetinde kendini göstermektedir. Bugüne kadar Hat sanatı hakkında yayımlanmış eserlerin tümünde hat sanatının tarihçesi, gelişim süreci ve bölümleri en ince teferruatlarına kadar anlatılmıştır. Bu noktadan hareketle biz yazımızda hat sanatının tarihçesini vermektense onun içinde barındırdığı engin zevk ve hassasiyetlerden bahsetmeli ve onunla meşgul olanlara kazandırdığı ruh güzelliğini anlatmalıyız.

Gerçekten de hat sanatı geçmişten günümüze kendisiyle meşgul olanları hep “güzel insan” denilebilecek mertebeye ulaştırmıştır. Bu sanatın en meşhurlarından sayılabilecek Sami Efendinin nüktedan kişiliğinin yanında aynı zamanda da saygıdeğer ve olgun bir insan olduğunu daha önceki yazılarımızda anlatmıştık.

Hat sanatı Meşk, yani hoca talebe ilişkisi ile devam edip öğrenildiği için olsa gerek, yetişmekte olan talebe öncelikle hocasının önünde saygı ile durmayı ve sanatında ilerlemeye başladıkça sanatı ile birlikte insanlara saygı duymayı öğrenmektedir. Hoca, talebesinin meşk’i (dersi) üzerinde düzeltmeleri yaparken ona aynı zamanda el, kalem, akıl ve beden birlikteliğini öğretmektedir. Öyle ki bu dört unsur birlikteliği sağlayamadıkları sürece öğrencinin iyi yazı yazabilmesi mümkün değildir. Hattat olmak, bu işe uzun bir süre ayırmak kaydı ile mümkün olsa da, gerçekten beğenilen ve takdir toplayan yazıları yazabilecek seviyede hat sanatkârı olmak için belli şartları yerine getirmek zorunluluğu vardır. Hz. Ali hat sanatıyla ilgili şu meşhur sözünde bunu adeta özetlemektedir. “Yazı ustanın öğretisinde gizlidir, kıvamı çok yazmakla, devamı ise İslam dini üzere olmaktır.”  Buradan da anlaşılacağı gibi mutlaka bir ustaya, devamlı ve titiz çalışmaya, aynı zamanda da manevi beslenmeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Asırlardır birçok hat sanatkârı yetişmiştir, ama bu sanatkârlardan günümüze isimleri ve eserleri ulaşanlar parmakla sayılacak kadar azdır. Bunun nedenleri dikkatle incelenmelidir. Hat sanatı ile meşgul olmaya karar veren bir kişi, sanki bir dergâha gidip mürid olmaya karar veren insan gibi her şeyden soyunmalı ve yeni bir elbise giymeye hazır olmalıdır. İçerisinde hiçbir şekilde nefreti, yalanı, kavgayı ve saygısızlığı barındırmayan bu sanat, hoca ile talebe arasında başlayacak olan uzun bir yolculuğa gebedir. Kişinin kabiliyetine göre sekiz ile on iki yıl arasında bir eğitim süresini göze almayan hiçbir insan bu yolculuğa çıkmaya karar vermemelidir. Hocaya tam bir teslimiyet içerisinde geçirilecek uzun bir yolculuktur bu. Elbette hoca ile talebe arasındaki ilişki ölüm onları bedenen ayırana kadar sürecektir, sonuçta eğitim süresi çok uzun olan bu sanata tabir yerindeyse “baş koymak” gerekmektedir.

Hoca ile talebe arasında başlayan bu yolculuğun özellikle ilk yılları hayli meşakkatli sayılabilir. Bu dönemde talebe ile arasında bağ kurmaya çalışan hoca talebesini baktığı derslerle anlar. Yazının ahengi, kalem hareketleri, yumuşaklık veya sertlik talebenin mizacını ortaya kaymakta ve bu da hocaya yetmektedir. İki yılın sonunda hoca talebeye talebe de hocasına alışmıştır ve artık gerçek yolculuk şimdi başlamıştır. Hoca talebesinde ileriye yönelik bir ışık görmüşse onunla özel olarak ve uzun uzun ilgilenir. Bazen çok kıymet verdiği bir talebesi derse gelmediğinde hoca gözleriyle onu arar ve gelmesini dört gözle bekler. Eğer gelmese başına bir iş gelmiş olma ihtimali ile ondan haber almak için çabalar durur. Fakat bu hareketlerini diğer öğrencilerine hissettirmeden ve onların gönlünü kırmadan yapar.

İnsanoğlu doğası gereği ölümü kabul edememekte ve hep yaşamayı arzulamaktadır. Ünlü edebiyatçı Stefan Zweng’in söylediği gibi “ölümsüzlük tanrıçasını” aramakta ama asla bulamamaktadır. Aslına bakılacak olursa bu noktada Hz. Muhammed’in (s.a.v) bir hadisini söylemekte yarar var. O der ki “Ölmemek için, ölmez bir eser bırakın…”  İnsanoğlu ölüsüz değildir ama bıraktığı eser ölümsüz olabilir.  Leonardo Da Vinci ölmüştür ama “Mona Lisa” halen yaşamaktadır. Mimar Sinan ölmüştür fakat Selimiye halen tüm insanlığı büyülemektedir. İnsanoğlu yaşayamaz ama eseri yaşar…

İşte Hat sanatı tabir yerindeyse insanoğluna o ölümsüzlüğü bulduran bir sanattır. Her sanat kendi içinde bir ahenk ve estetiğe sahiptir ama hat sanatı neredeyse tüm sanatları içerisinde barındıran bir sanattır. Yalnızca keskin hatlar içerisinde tüm renkleri, estetiği, dengeyi ve huzuru bulabilirsiniz. Bir hat levhasına bakan ünlü bir Fransız ressam “siyah ve beyaz, ama sanki tüm renkler var” diyerek bunu anlatmaktadır. Resimde devrim yapan Picasso kendisine öğrenci olmak için gelen bir Türk’e “Bizim resimde aradığımızı, Türkler hat sanatında buldu” diyerek bu sanatın ne derece ileri olduğunu ispatlamıştır.

Bu günlerde birçok özel ve resmi atölyelerde insanlara öğretilmeye çalışılan bu sanat halen hak ettiği değeri bulamamış olmakla birlikte yine de bu yolda ilerlemektedir. Bizim tavsiyemiz hat sanatı ile meşgul olmaya ve onu öğrenmeye karar verdiğiniz anda ilk olarak doğru hocayı seçmekle işe başlayın, ülkemizde her türlü işin sahteciliğe döküldüğü bu dönemde maalesef hat sanatı da ehil olmayan birçok elde heba edilmekte ve öğrenciler tam anlamıyla kandırılmaktadır. Geleneksel usullerle yetişmiş hocalar vasıtası ile öğrenildiği taktirde sizde ölümsüz bir eser bırakma yolundasınız demektir…

Huzur sanattadır…

Mustafa Cemil Efe


 tüm denemeler / all essays

Hat Sanatı Güzeli Bulmak | Ahmet Karahisari | Aziz Efendi | Hamid Aytaç | Hasan Rıza | Hezarfen Necmeddin | İsmail Hakkı Altunbezer | Kadıasker Mustafa İzzet | Mustafa Halim Özyazıcı | Mustafa Rakım | Ömer Vasfi | Sami Efendi | Şevki Efendi | Şeyh Hamdullah | Yesari Mehmed Esad ve Yesarizade | Şehirler ve Şehir

 
© 2014 - 2017 Mustafa Cemil Efe www.mustafacemilefe.com / Tasarım Design Korelasyon