Hattat Mustafa Cemil Efe  

 Hattat Hamid Aytaç ile bir an…

Erguvanlar yaprağa dönüyor. Mevsim değişiyor, an değişiyor, mekân değişiyor… Değişmeyen tek gerçek olan ölüm, apaçık, yürürken, konuşurken, düşünürken, yanı başımızda duruyor. Bunca heyecana ve bunca cana rağmen kaçınılmaz bir değişim yaşıyor insan ve tüm emelleri ecelinin arkasında kalıyor.

Mevsim ilkbaharın sonu. Karacaahmet Mezarlığı tüm sessizliğiyle ikindiyi yaşıyor. Öylesine yeşil ki ölümün üstü, sanki her ölüm bir ağaç, bir çiçek, bir yaprak oluyor.

Sessizliğe bırakıp kendimi yavaş yavaş ilerliyorum mezarların yanından. Az ilerde Hattatlar Sofası ve Şeyh Hamdullah. Yaklaşıyorum ve yaklaştıkça kamış kalem gıcırtıları geliyor kulaklarıma, yaklaşıyorum, pırıl pırıl aharlı kâğıtlar üstünden yumuşacık eller uzanıyor bana. Ve yaklaşıyorum, yaklaştıkça yaşlanıyorum.

Ellerimi, saçlarını okşar gibi sürüyorum soğuk ve insan işi mezar taşına, sanki az önce ağlanmış gibi burada, sanki az önce başlamış gibi her şey. II Bayezit’in Hüsn-i Hat hocası Şeyh Hamdullah, yeşile duran toprağıyla İsm-i Celâl’i nakşediyor gibi, ama sessiz ve kıpırtısız ve tepkisiz.

Bir dua ve bir şükran sunup görüyorum kendine Hâmid diyen Musa Azmi’yi. Şeyh’in ayakucuna uzanmış yatıyor, sanki dimdik ayakta. Hattatlar Sofasının iki büyük misafiri yan yana, sanki yazı talimi yapıyor. Hocasız Hâmid hocasını bulmuş gibi Şeyh’in ayakucuna uzanınca.

Kalkıp yanına geliyorum. Bir dua ve bir şükran da ona. Dalıyorum sanki derin bir uykuya ve bir rüya başlıyor…

“Vapur gelince, seyyar iskeleyi yanaştırıyor görevli. Sirkeci iskelesi sabahın bu saatlerinde hep kalabalık. Bende elimde bir kalem kâğıt, sanki ressam gibi iskelenin ardında kalan boğazı resmediyorum. Resmime vapuru da dâhil etsem olmayacak, en iyisi beklemek biraz. Yolcular insin ve yeni yolcular binsin, sonra vapur gitsin ve ben devam edeyim. Fakat hep düşündüğü olmuyor insanın. İzlediğim yolcuların arasında 80-85 yaşlarında, iki büklüm bir ihtiyar yürüyor. Dikkatle bakmaya gerek yok, çünkü o Hâmid hoca…

Ne düşündüğü bilinmez, bakmıyor hiçbir yana ve yürüyor benden tarafa. Hemen veriyorum kararımı, keseceğim yolunu ve dinleyeceğim. Nereye gidiyorsa onunla yürüyecek ve anlayacağım onu.

“Hocam” diyorum. Hafifçe doğrultup başını bakıyor ve “tanıyamadım evladım” diyor. “ben” diyorum. “sizin üçüncü kuşak öğrencinizim, sizi çok iyi tanıyorum, lütfederseniz birlikte yürüyelim, sizinle zaman geçirmek isterim en azında bir süre.” “tamam” diyor. Sanki bana vermişler gibi dünyayı sevinçle takılıyorum yanına.

Yolun karşısına geçerken, “Ben geldiğimde İstanbul’a bu kadar araba yoktu. Şimdi her yer araba oldu. Ruhum daralıyor” diyor. Hazır konuşmuşken hemen soruyorum kaç yılında geldiğini İstanbul’a? “1908” diyor. Ve ekliyor…

“Babam Diyarbakır’da kasaptı. Ben orada doğdum. Dedem hattat olduğu için yazıya merak sardım. İlkokuldan sonra İstanbul yolu açıldı. Evvela liseyi bitirip ardından hukuk okumaya başladım. Fakat benim resim sanatına istidadım vardı ve bu sebeple Güzel Sanatlar Okuluna geçtim. Ne var ki geçim kaygısı yüzünden bitiremedim. Diyarbakır’da hem dedem sayesinde, hem de birkaç hoca ile yazımı ilerletmiştim. Okulu bırakınca yazı hocalığı yapmaya başladım. Ama biliyordum ki benim öğrenecek çok şeyim vardı.”

Bunları söylerken Cağaloğlu’na çıkan dik yokuşun ucuna kadar gelmiştik. Yaşlılık nedeniyle biraz durdu ve gücünü toplayarak yokuşu tırmanmaya başladı. Bende yanında heyecanla anlatacaklarını bekliyordum. Devam etti…

“Allah Rahmet eylesin Halim Özyazıcı vardı, benim öğrencilerim içinde en üstünü oydu, hocalık yaptığım yerde o da bana devam ederdi. Anlayacağın evladım bir yandan hocalık yaptım geçim kaygısından, bir yandan da talebelik yazı aşkımdan. Hattat Hulusi, Nazif, İsmail Hakkı üstadlarla teşrik-i mesaim oldu. Çok yazı inceledim. Binlercesine saatlerce baktım. Pek çok hocam var benim” dedi ve gülümsedi. “ama birine devam iyidir, tabii diğerlerini de inceleyerek” diye de ekledi.

Bu arada yokuşu da epeyce çıkmışız. Soluklandık birlikte. “Hocam” dedim. “Size şuradan bir bardak ayran söyleyeyim, içiniz serinlesin.” Kabul etti gülümseyerek. Soğuk birer ayran içtik birlikte. Hoca ayranı içerken dalgın dalgın bakıyordu. Sanki beni unutmuştu. Ben sesimi çıkarmadan onu izliyordum, son yudumu aldıktan sonra ayağa kalktı ve “evladım Allah razı olsun, benim aklımda bir yazı var müsaade edersem ben atölyeme geçeyim” dedi. “Estagfurullah” diyerek elini öptüm.

Mezarın az ilerisindeki ağaca konan kuş uyandırdı beni daldığım hayalden. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Gerçekten Hamid hoca ile görüşmüş ve konuşmuş gibi huzurla dokundum toprağına. Sanki taptaze ve sağ gibi.

Ama biliyorum ki iki Kur’an-ı Kerim yazan, onlarca camide hatları olan, sayısını kendisinin bile bilmediği kadar eser üretmiş, büyük hattat Hamid, bunca mirasıyla hepimizden daha diri ve daha taze. Yavaşça kalktım ayağa ve aklıma gelen Ali Ulvi Kurucu’nun Hâmid Hoca hakkında yazdığı şiiri mırıldanarak veda ettim üstada…

*
Ey, hârikalar devrini ihyâ eden üstâd;
Gölüm seni, takdir dolu hislerle eder yâd…

Bir asra yakın ömrü, eserlerle geçirdin,
Hat san’atı iklimine Fâtih gibi girdin…

Mâbetleri âyet ve hadislerle donattın,
Mâzileri şâhâne zaferlerle yaşattın…

Mutlak; yed-i kudret, seni te’yîd eden eldi;
Tarzında, büyük imparatorluklar dile geldi…

Heybetli Süleymaniye’nin haşmeti vardır,
Her harfi, cihân-ı kıymet olan hâtıralardır…

Ta haşre kadar namını millet anacaktır,
Bayraklaşan isminde güneşler yanacaktır…

Mahşerde şefâat edecektir sana Kur’an,
Hakk’dan dileyip lûtfunu “Peygamber-i zî-şan”…

Hâmid, seni afv eyledi Allah diyecektir,
Râkımlara Cennet’te refîk eyleyecektir…

Ömrün şu kalan kısmını ta’atla geçir de,
Ruh âleminin feyzine er Hakk’ı zikirde…

Dîdârına, göz yaşları dökmekle niyâz et,
Allah diyerek Hakk’a kavuşmak ne saadet…

Vuslat deminin nurlu tecellisine gark ol
Ordan geçer üstad; ulu dergâha çıkan yol.

Ali Ulvi Kurucu (1982)

*Bu şiir büyük alim Ali Ulvi Kurucu tarafından Hamid hocanın vefatından kısa bir süre önce yazılmıştır.

Mustafa Cemil Efe


 tüm denemeler / all essays

Hat Sanatı Güzeli Bulmak | Ahmet Karahisari | Aziz Efendi | Hamid Aytaç | Hasan Rıza | Hezarfen Necmeddin | İsmail Hakkı Altunbezer | Kadıasker Mustafa İzzet | Mustafa Halim Özyazıcı | Mustafa Rakım | Ömer Vasfi | Sami Efendi | Şevki Efendi | Şeyh Hamdullah | Yesari Mehmed Esad ve Yesarizade | Şehirler ve Şehir

 
© 2014 - 2017 Mustafa Cemil Efe www.mustafacemilefe.com / Tasarım Design Korelasyon