Hattat Mustafa Cemil Efe  

 Kitapçı Ramazan Ağabey1 ve Hattat Hasan Rıza…

Kıymetli ağabeyim Ali Kemal Kakan’a ithafımdır.2

Yine bir Haziranı geride bırakmış ve geçen haziranda olduğu gibi aklımda erguvan ağaçları sokaklarını adımlıyorum Üsküdar’ın. Hava hafiften ısınmaya başlayınca insanlar değişiyor ve sanki yeni bir çehreye bürünüyorlar. Kimliklerini kaybetmiş gibi ve yeryüzünde yapayalnızmış gibi geziniyorlar. Kurtulmak için çabalarken bu karmaşanın içinden aradığımı buluyorum yine. Güler yüze ile beni her gördüğümde rahatlatan kitapçı Ramazan Ağabey, her zaman olduğu gibi Valide-i Cedid’in karşısındaki küçük, ama gerçekten küçük dükkanının önünde beyazlayan sakalının sayısınca edebi ile oturuyor. Bu sıkıntıdan kurtulmak için güzeli görmek ve gördüğün ile yeniden ferahlamak oluyor Ramazan Ağabeye bakmak. Ben önünden geçip giderken onun zihninde bir zikir, dilinde bir zikir ve gözünde bir zikir olduğundan beni fark etmiyor ama ben bu zikri fark ettiğimden rahatsızlık vermeden uzaklaşıyorum oradan.

Biraz yukarıda, Ahmediye Meydanına çıkan yolda Kara Davut Paşa Camii var. Güzel bir cami. Osmanlı nezaketi, taşlarının içine kadar sinmiş, bahçesinde güzel gözlü kedilerin oynaştığı minicik bir paşa camii. Adımlarım beni bu güzide camiye kadar getiriyor, gölgesi ve çehresi beni kendine çekiyor. Bunca telaşın arasında, yüzlerce yıldır yerinden oynamadan, tüm asaletiyle sanki beni bekliyor. Son cemaat mahallinin sütunları arasından geçip kendimi feyizli bir ikindi namazının içinde buluveriyorum. Dört rekâtı tamamlayıp sağa selam verdiğimde ayakkabı raflarının üzerinde bir kitap dikkatimi çekiyor. Soluma selam verdikten hemen sonra tekrar sağ yanımda gözüme ilişen kitabın ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kahverengi cildi yıpranmış, yer lime lime olmuş eski bir kitap bu. Ayağa kalkıp yanına kadar gidiyorum. Onca yıpranmışlığa rağmen Kur’an-ı Kerim’in asaleti hemen kendini gösteriyor. Evet bir mushaf duruyor karşımda. İtina ile elime alıp inceliyorum onu, parmaklarımın arasından sanki tarih akıyor. Öylesine güzel, öylesine zarif bir havası ve işvesi var ki kendimi neredeyse kaybediyorum. Hemen dikkatle içini açıyor ve yazısına bakıyorum, matbu’ bir Kur’an, ama taş baskı olduğu her hâlinden belli ve yazı o kadar güzel bir nesihle yazılmış ki hayrete düşüyorum. Bir hattat olarak bende uyandırdığı duygu anlatılabilir bir şey değil. Süratle ketebe sayfasını arıyorum, yer yer yıpranmış sayfaları, ama asla yıpranmayan ve yıpranmayacak ayetleri yavaş yavaş geçerek ketebe sayfasına ulaşıyorum.

Ketebeyi okudukça gözlerim doluyor ve kalbim yerinden çıkacakmış gibi hızla atıyor. Peygamber Efendimize salât ve selam ile başlayan bölümden sonra büyük hattat şunları söylüyor. “Bu Mushaf-ı Şerifi kulların en zayıfı ve ayakların altındaki toprak olan Seyyid Hasan Rıza yazdı, onun hocası Seyyid Muhammed Şefik ve onun hocası da Seyyid Mustafa İzzettir. Yüce Allah hepsinin günahlarını affetsin.”

Uzunca bir süre ketebe satırlarında gözlerimi dolaştırdıktan sonra dudaklarımdan “Âmin” diye bir nida çıkıveriyor. Bu Âmin ile, Hocaların hocası Ayasofya Hattatı Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’nin yegane öğrencisi,  Kubbetü’s-Sahra ve Ulu Camii hattatı Şefik Bey, Hasan Rıza Efendiye hocalık yapma şerefini bir kez daha hissetmiş oluyor.

Osmanlı sultanı Abdülmecid döneminde Matbaa-i Amire’de basılan bu Kur’an-ı Kerim, hicri 1299 tarihli, aradan geçen 133 seneye rağmen sadece yaşlanmış, ama asaletinden hiçbir şey kaybetmemiş. Kur’an-ı Kerim’in sayfaları arasındaki seyahatim esnasında Hasan Rıza Efendiyi bir kez daha hatırlamak ve hat sanatına kazandırdıklarını düşünmek için fırsat buluyorum. O, 1849 yılından 1920 yılına kadar olan ömrü boyunca 19 adet Kur’an-ı Kerim yazmış ve şöhreti tüm İslam âlemine yayılmış eşsiz bir sanatkârdır. Mûsika-ı Hûmâyûn ve Medresetü’l-Hattâtîn’de yazı hocalığı yapmış eşine az rastlanır bir şive ile nesih yazı yazmış ve bu yazıyı gelecek nesillere aktarmak için talebeler yetiştirmiştir. Öylesine kıymetli ve büyük bir hattattır ki Sultan Reşad için yazmış olduğu Kur’an-ı Kerim’in kâğıtlarının ahar işlerini usta sanatkâr Necmeddin Okyay ve Kadıköy Osman Ağa Camii Hatibi Abdullah Efendi yapmışlardır. Hayatını Kur’an-ı Kerim’e adayan ve onun yolundan hiç ayrılmayan ustanın yazmış olduğu 19 Kur’an-ı Kerim’den bir tanesinin bilmem kaçıncı nüshasını elimde tutuyor olmanın huzuru bana onun büyüklüğünü bir kez daha izah ediyor…

İçine girdiğim müthiş atmosferden, bir an için sıyrılıp en başında sormam gereken soruyu kendi kendime sordum; “Böylesine güzel ve değerli bir Kur’an neden bu rafın üzerinde?”  Bu sorunun cevabını sormak için caminin içine imam efendinin yanına gitmek istedim. Tam bu sırada cemaatten bir amcanın bana baktığını gördüm hemen onun yanına giderek durumu ona sordum. Dedi ki “Evladım, bazı insanlar eskiyen kitaplarını getirip bu rafların üzerine bırakırlar ve isteyen oradan alır.” Bu cevap beni çok şaşırtmıştı, “Nasıl yani” dedim, “Şimdi ben bunu alabilir miyim?” Amca, “İşine yarayacaksa al senin olsun” dedi. Bu benim için inanılmaz bir şeydi. Bir taş baskı Hasan Rıza Efendi Kur’an-ı Kerim’ine sahip oluyordum, bundan daha keyifli, bundan daha mutluluk verici ne olabilirdi ki o an için. “Elbette işime yarar amcacığım, ben hattatım bu da Hasan Rıza Kur’an-ı Kerim’i benim için ne kadar önemli olduğunu bilemezsin” dedim. Kıymetli amca pek de umursamaz ve anlamaz bir şekilde kafasını sallayarak “Ee o zaman al git” dedi. Bu cevaptan sonra koltuğumun altına sıkıştırdığım bir zümrütten, bir elmastan, bir zamandan daha değerli olan Bu Kur’an ile çıktım camiden. Yürüdüğüm yollar ve baktığım her şey bambaşka, gökyüzü bambaşka ve ağaçlar bambaşkaydı. Sanki koltuğumun altındaki o eşsiz sanat eseri başka bir dünyaya, başka bir hayale kapılmama vesile olmuştu. Kuşlar en güzel şarkılarını söylüyor, insanların yüzleri gülüyordu. 15 dakika önce Ramazan Amcanın dükkânının önünden geçerken burada olan kalabalık, burada olan keşmekeş ve telaş nereye gitmişti? Her şey değişmişti, farklılaşmıştı, zamandan ve mekândan münezzeh olan sanki bu aciz kuluna bir güzellik bahşetmiş ve bu bahşedişi ile tüm dünyayı onun için yeniden yaratmıştı. Sevinmemek, heyecanlanmamak imkânsızdı evet her şey değişmişti ama bir şeyin değişmediğini, olduğu gibi durduğunu görünce anladım ki, değişen sadece bakış açısı…3

İşte az ilerde küçücük dükkânının önünde küçücük iskemlesine oturmuş, beyaz sakalları sayısınca güzelliği ile güler yüzlü Ramazan Ağabey… Dilinde yine bir zikir ve elinde ve gözlerinde…

***

  1. Kitapçı Ramazan Gül soyadı ile müsemma sürekli gülümseyen yüzü ile Üsküdar Valide-i Cedid Camiinin karşısında kitapçılık yapmaktadır dükkânı Yedi İklim Yayınlarının hemen yanı başında bulunmaktadır.
  2. Ali Kemal Kakan, Konya’da İnkılâp Kırtasiyenin sahibi, neşeli, sempatik ve hoş sohbet bir ağabeyimizdir. Ticari faaliyetlerinin yanında benim de hocam olan Fevzi Günüç’ten icazetli bir Hüsn-i Hat sanatkârıdır. Büyük bir kütüphanesi ve durmadan çalışan aklı ile ben dâhil birçok insana yol göstermiştir. Yukarıda okuduğunuz yazımı ona ithaf ediş nedenim; bundan kısa bir süre önce başımdan geçen bir hadisede görmüş olduğum bir eksiklikten dem vurduğumda bana “güzeli gör” uyarısında bulunmasıdır. Bu yazı Ali Kemal Ağabeyimin “güzeli gör” sözü üzerine bina edilmiştir.
  3. Camiden almış olduğum Kur’an-ı Kerim şu an bendenizde bulunmaktadır. Bu eserin Vakıf malı olduğunu düşünenler çıkabilir! Fakat hikâyenin anlatılışı gereği bunun bir vakıf malı olmadığı beyan edilmemekle beraber, gerekli mercilerden (yani sadece yazıda bahsi geçen amcadan değil) izin aldığımı da burada belirtmeliyim ki, kafalarda oluşacak soru işaretlerine ve gereksiz isnatlara yer vermemiş olayım. Bir eşyanın Vakıf malı olması için onu vakfetmek icap etmektedir, bahsi geçen eser vakfedilmemiştir. Zaten sayfalarından birçoğu yıpranmış ve tamire ihtiyaç duymaktadır. Ekonomik olarak değerini de merak edenler için söyleyeyim ki böyle bir esere bir sahafta en fazla 50 TL karşılığında sahip olabilirsiniz. Fakat benim gözümdeki değeri, yazıya da yansıdığı gibi, paha biçilmezdir.

Mustafa Cemil Efe


 tüm denemeler / all essays

Hat Sanatı Güzeli Bulmak | Ahmet Karahisari | Aziz Efendi | Hamid Aytaç | Hasan Rıza | Hezarfen Necmeddin | İsmail Hakkı Altunbezer | Kadıasker Mustafa İzzet | Mustafa Halim Özyazıcı | Mustafa Rakım | Ömer Vasfi | Sami Efendi | Şevki Efendi | Şeyh Hamdullah | Yesari Mehmed Esad ve Yesarizade | Şehirler ve Şehir

 
© 2014 - 2017 Mustafa Cemil Efe www.mustafacemilefe.com / Tasarım Design Korelasyon