Hattat Mustafa Cemil Efe  

 Kuşkonmaz’da Bir Hattat…

Yürüyorum bir iftar sonrası.
Yüzümde eşsiz bir hazdan kalma tebessüm.
Hava sıcak ama gideceğim yer serin.
Şimdiden geliyor kıpırdanan denizden rüzgar,
İşte şu köşeyi dönünce “Kuşkonmaz”…

Zarif, naif, eşsiz ve pırıldayan bir inci işte.

Yavaştan toplanıyor insanlar,
Az sonra kılınacak Teravih.
Herkes “Kuşkonmaz” diyor buraya.
Gerçekten de ismi ile müsemmâ, kuş konmuyor buraya…
Rüzgâr hep burada.
Tüm mevsimlerde olanca kuvvetiyle mutlaka …
Koca Sinân’ın en küçük camisi…
Gerçek ismi ile “Şemsi Paşa”…

Saat kaç bilmiyorum, ama yatsı ezanı başlar şimdi.
Atik Valide’nin minarelerinden ilk tekbirler ve mukabele Mihrimâh’dan…
Sonrası serenat…
Dinler Şemsi Paşa ve başlar birazdan.
O bir başına sanki bir fener gibi boğaza okur ezanını…
Tüm gemiler mukabele eder ve seyreder.
Çünkü denizden baksınlar diye yapmıştır sanki Sinân…

O da gelir nasılsa birazdan…

Hazîre’de emektar Şemsi Paşa’lılar.
Denize nazır sohbete koyulmuşlar.
Yüz yıllık taşları ak pak.
Kıyılmaz dokunmaya, koklamalı uzaktan.
Hz. Ömer’in bir tek beyaz telinde gördüğünü görmeli en azından…

Şemsi Paşa içeride, cemaati karşılıyor.
Ev sahibi nasıl olsa…
Bugün yemyeşil kıyafetiyle yine ve aynı güzel kokular kabrinde…
Her sevene bir selam, her sevenden bir selam…

İşte ezan…
Ve işte çehresinde heybet ve ellerinde ve sakallarında azametle Tuğrakeş…
Açık alnı aydınlık, gözleri çakmak, çakmak hattat…
Yürüyüşüyle titriyor Üsküdar…
Ve heyecanlanıyor Sinân.
Keyifleniyor hazîre.
Gülümsüyor Şemsi Paşa…
Adımlar emin, eller mütevazi…
Tertemiz kıyafetleriyle selam veriyor…
Onda gurur ne gezer…
Çünkü O Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer…

Babası hattat İlmî Efendi.
Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’nin talebesi.

1873 yılında ışıldadı dünyaya. İstanbul Kuruçeşme’li büyük hattat İsmail Hakkı…

Karacaahmet kabristanında medfûn.
Ressam, nakkaş, müzehhib, tuğrakeş ve hattat…
Osmanlı’da Tuğra çekenlere verilen ismi alma lütfuna mahzar olmuş gerçek bir sanatkar. Soyadı ile müsemmâ…
Altunbezer…

Fâtih Rüşdiyesinde babasından öğrendiği sülüs- nesih yazıdan sonra, Sanâyi-i Nefîse mektebine altı yıl devam edip ressam olarak mezun olan…
Dîvân-ı Hümâyun Kaleminde Sami Efendi gibi büyük bir ustadan Tuğra çekmesini, Divâni, Celi Divâni ve Sülüs yazının celisini öğrenme şerefine nail olan hezarfen…

Şemsi Paşa Camii’nin hattatı…
Görenleri büyüleyen küçücük Cihar Yâr-i Güzîn’lerin…
Yıldızlara yaslanan kubbelerin hattatı.

Celi yazıda terkip ustası…
O Kef… Ah bir hattat için neler söyleyen o Kef…

“Fihâ Kütübün kayyimeh…”
Bir dost kütüphanesine yaptığı hediye…
Ve şüphesiz “Rütbelerin en üstünü ilim rütbesidir…”

Hakkında söylenecek ne çok şey var… İşte ölmeyenlerden, işte ölmeyeceklerden bir usta…

Halîm onun öğrencisi ve Macid Ayral ve Mehmet Şevket…
Daha kimleri söylemek gerek…
 
Söz biter o başlar, rüzgar yavaşlar ve Şemsi Paşa’dan silinip gider tüm hayaller…
Kalan hattat Hakkı ve Sinân ve hazîrede birkaç yâran…

Mustafa Cemil Efe


 tüm denemeler / all essays

Hat Sanatı Güzeli Bulmak | Ahmet Karahisari | Aziz Efendi | Hamid Aytaç | Hasan Rıza | Hezarfen Necmeddin | İsmail Hakkı Altunbezer | Kadıasker Mustafa İzzet | Mustafa Halim Özyazıcı | Mustafa Rakım | Ömer Vasfi | Sami Efendi | Şevki Efendi | Şeyh Hamdullah | Yesari Mehmed Esad ve Yesarizade | Şehirler ve Şehir

 
© 2014 - 2017 Mustafa Cemil Efe www.mustafacemilefe.com / Tasarım Design Korelasyon