Hattat Mustafa Cemil Efe  

 Hınzır deli…

Aslında dergimizin bu sayısında, uzun zamandır aklımda olan bir söyleşiyi yapmak vardı. Fakat Uğur Derman hocanın yeni çıkan kitabında* Ömer Vasfi Efendi ile ilgili makaleyi okuyunca söyleşiden vazgeçerek Ömer Vasfi hakkında yazmaya karar verdim. Daha evvelki sayılarda birçok büyük hattatımız hakkında yazılar kaleme almıştım, Fakat Ömer Efendi eksik kalmıştı. Bu vesile ile hakkı yerine teslim etmek istedim ki yazılmayı hak eden yegâne isimler arasında gelmektedir. Hem meşrebi ve hem de hattatlığı ile sanat tarihimizde eşsiz bir yere sahip olan bu büyük usta hakkında birçok makale ve basılı evrak bulabilirsiniz. Burada okuyacaklarınız da bir nevi tekrar niteliğinde de olsa, kim bilir belki hiç bu mevzulara vakıf olmayan bir zatın eline geçer de zihninde bir ışık yanıverir. Hiç yoktan bu hoş meşrep ustayı okuyunca yüzünde bir gülümseme belirir ki, o zaman görev zaten yerine getirilmiş demektir.

Uğur Derman hocanın 1966 yılında kaleme aldığı makaleyi ilk kez 2005 yılında okumuştum. Güzel sanatlara yeni adım atmakta olan birisi olarak çok etkilendiğim bu makale aradan 6 yıl geçtikten sonra tekrar elime geliverdi ve aynı heyecanla tekrar okudum. Bugün ders verdiğim öğrencilerime heyecanla bu makaleden ve içinde geçenlerden bahsettim, onlar da yüzlerinde oluşan tebessümlerle benim heyecanıma iştirak ettiler. Şimdi mevzuu fazla uzatmadan Ömer Vasfi Efendi hakkında malumat vermeye, onun hayatındaki özellikleri anlatmaya çalışalım.

Büyük hattat ve hocaların hocası Sami Efendi bir gün meclisinde bulunanlara “Deli üç kısımdır; zır deli, zırzır deli, hınzır deli. Bu Ömer Vasfi hınzır delilerden” diyerek talebesi olan Ömer Efendi ile münasebetinin ne derece samimi olduğunu göstermiştir. Zaten muzip bir kişiliğe sahip olan Sami Efendi, sohbetlerinde hikâyelerinin birçoğunu Ömer Efendi üzerinden anlatır, fırsat buldukça ona takılmaktan geri durmazmış.

30 Nisan 1880’de Tophane’de dünyaya gelen Ömer Vasfi, Hırka-i Şerîf Camii hatîbi Eyüp Sabri Efendi’nin oğludur. Söylemeden geçmemek icap eder ki, musikişinas ve usta hattat Neyzen Emin Efendi, Ömer Vasfi’nin kardeşidir. Tarih boyunca pek fazla babaya nasip olmayacak şekilde iki oğlu da hattat olan Eyüp Sabri Efendi, herhalde pek mesut olarak ebedi hayata intikal etmiştir.

Ömer Vasfi Efendi ibtidâi mektebinden sonra rüştiye’ye başladığında, orada yazı dersleri almaya başlamıştır. Burada hocası Cukurcumalı Kadri Efendi isimli bir zat’tır. Daha sonraları sırası ile Aziz Efendi, Hacı Kamil Efendi ve nihayet Sami Efendi’ye talebe olarak sanat dünyasına girmiştir. Az rastlanır kabiliyeti sebebiyle hocalarının gözdesi olmuş ve kısa zamanda icâzet almaya hak kazanmıştır. Yazıdaki kabiliyetinin yanında yukarıda da zikrettiğimiz gibi nevi şahsına münhasır durumundan dolayı da ilgi odağı olmuştur. Onun hakkında Dîvanî hattatı Ferid Bey’in yazdığı çok güzel bir beyit vardır ki Ömer Vasfi Efendi’yi adeta özetlemektedir.

Doğdu dünya evine hiç girmedi.
Halini asla müneccim bilmedi.
Daima din-ü diyanetle işi
Kendi erdir, yoktur avratla işi.

Bu güzel kelâmları makalesinde yazan Uğur Derman Hoca, devamında şu cümleleri eklemektedir. “tavsifine layık bir ömür sürmüş, evlenmeğe fırsat bulamamış, aynı yolda giden Emin Efendi biraderi de, ağabeyinin vasiyeti üzerine, ancak onun vefatından sonra evlenebilmiştir.”

Yaşadığı dönem Hat Sanatı adına zirve sayılabilecek bir dönem olan Ömer Vasfi Efendi’nin akranları ve arkadaşları da bugün isimlerini birçoğumuzun bildiği ünlü sanatkârlardır. Bunların arasında en önemli isim hiç şüphe yok ki Necmeddin Okyay Efendi’dir. Ömer Vasfi Efendi’nin Sami Efendi’ye devamdan arkadaşı olan Necmeddin Okyay ile Ömer Vasfi’nin diyalogları bilinmeye ve okunmaya değer güzelliktedir.

Ömer Vasfi Efendi, Sami Efendi’nin de işaret buyurduğu gibi hınzır delilerden olduğunu kabul etmiş ve “ben deliliğimle iftihar ederim” diyecek kadar cüretkâr davranmıştır. Bu deliliği ve muhtemelen ona yakışan sevimliliği ile Necmeddin Okyay Efendiye takılır ve yazı alışverişlerindeki sıkı pazarlıklarından dem vurarak ona Yahudi diye takılırmış. Buna gülümseyen Necmeddin Efendi “gel seninle bir sinagog’un önüne gidelim, hangimizi içeri buyur ederlerse o Yahudi’dir” diyerek şakaya mukabele edermiş.

Mizahi tarafı yanında çok da cevval ve sert olabildiği bilinmektedir. Fakat genellikle yumuşak ve şakacı tarafını kullanır, her işi deliliğe vurarak halledermiş. Onun mektuplarından da bahseden Uğur Derman, Necmeddin Okyay’a yazdığı bir mektubu yayımlamış ki, gülmekten kendimi alamadım. Mektubun yazılma nedeni; Ömer Vasfi Efendinin arkadaşı Demir Hafız Efendi isimli bir zat’ın Kısıklıya gidecek olması ve bu gidiş için Necmeddin Okyay’ın merkebine ihtiyaç duyulması. Mektup şöyle;

“Sahib-i merkeb-is-Soytarî, Hattat Necmeddin-i-Toygarî Efendi’ye,

Sizlerden hayır yokdur. Belki merkebde hayır vardır. Çünkü bu adam artık yola çıkmıştır. Çamlıcaya doğru gidecek bize arazi bakacaktır. Merkebi ana behemahal teslim etmelidir. Gaib ederse tazmin olunacaktır. Akşam avdetde eve bırakacaktır. Herhalde, Ömer’in recası pek şedîddir. Mutlaka ve mutlaka ana eşik refik olmalıdır. Bunu yazan Tophane’dendir.

20. Nisan 333 Yevm-il-cum’a Müsta’celdir. İsmi Ömer

Adamcağız yol yürür ve meraklısı ise de artık nefesi tutulmuş, hastalanmış olmakla hımara refakati kat’iyyen elzemdir. Dolaşacağı yer Kısıklı ve havalisi. İşte o kadar. Nazın lüzumu yok!.”

Mektupta selam vesair hiçbir şeye rastlanmamakla beraber, bunun Ömer Vasfi’den olduğunu bilen Necmeddin Efendi zannederiz ki gülümseyerek merkebi vermiş olmalıdır.

Ömer Vasfi Efendi, Yunus Emre’nin tabiri ile Yiğit iken vefat ettiğinde henüz 48 yaşında bulunuyormuş. Guraba Hastanesinde Üremi’den vefat eden bu büyük usta tam da eşsiz eserler üreteceği bir dönemde bu dünyaya göç etmiştir. Fakat ilginç bir tesadüftür ki vefatından kısa bir süre  harf inkılabı gerçekleşmiş ve hüsn-i hat yasak edilmiştir. Latin harfleri ile hiç yazmadan göç eden bu büyük ustanın vefatına Necmeddin Okyay veciz bir tarih düşürmüştür.

“Hazret-i Pîr” derdi Nemci, Vasfi-i hattat için
“Şeyh-i hattatîn” imiş, isbat-ı zat etti Ömer.

Muhterem Üstadımız Sami’yi taklid eyleyip,
Kıldı ibraz-ı hüner, hussadı incitdi Ömer.

Rıhleti tarihi, izhar-ı keramet mi değil?
“Yazmadı asla şu Lâtin harflerin, gitti Ömer!..

Yüce Allah’dan bu güzel hattat için merhamet dileyerek yazımızı sonlandırabiliriz fakat birkaç noktaya temas etmek icab eder. Sanat icra etmek her zaman insanı güzelleştirmeyebilir, her sanatkâr güzel insan olmayabilir. Bunun için halis bir niyet ve samimiyet icab eder.  Hüsn-i hattın manevi atmosferinde, içlerindeki kötülüklerden vazgeçebilen kişiler, Sami, Ömer Vasfi ve Necmeddin Efendi gibi güzel insan olma mertebesine ulaşabilirler. Hiçbir şekilde kibir ve haset duygularını içlerinde barındırmayan bu insanlar, aradan geçen yıllara rağmen halen hatıralarda yer almakta ve hayırlarla yâd edilmektedirler.

 

* Uğur Derman, Ömrümün Bereketi, 2011, İstanbul

Mustafa Cemil Efe


 tüm denemeler / all essays

Hat Sanatı Güzeli Bulmak | Ahmet Karahisari | Aziz Efendi | Hamid Aytaç | Hasan Rıza | Hezarfen Necmeddin | İsmail Hakkı Altunbezer | Kadıasker Mustafa İzzet | Mustafa Halim Özyazıcı | Mustafa Rakım | Ömer Vasfi | Sami Efendi | Şevki Efendi | Şeyh Hamdullah | Yesari Mehmed Esad ve Yesarizade | Şehirler ve Şehir

 
© 2014 - 2017 Mustafa Cemil Efe www.mustafacemilefe.com / Tasarım Design Korelasyon