Hattat Mustafa Cemil Efe  

 Şevki Mektebi

“Sizden başka hocaya gitmem” dedi. Hâlbuki gideceği hoca Kadıasker Mustafa İzzet Efendi idi. Zamanın emsalsizi, Şefik Bey’in, Abdullah Zühdi’nin hocası, koskoca Ayasofya hattatı Kadıasker Mustafa İzzet Efendi. Fakat “Olmaz, istemem, bana siz yetersiniz” dedi ve reddetti. Dayısı gülümseyerek bağrına bastı yeğenini ve ona hayır dua etti. “Sen benim gönlümü ve gururumu okşadın, yüce Allah’da senin gururunu okşasın.”

Henüz on iki yaşında olduğundan mıdır, yoksa içine gelen bir ilhamdan mıdır bilinmez, reddetti. Aslında dayısı Hulusi Efendi ona “Benim sana öğretecek daha fazla bir şeyim kalmadı, yazını ilerletmen için seni Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’ye götüreyim” diyerek kendi büyüklüğünü göstermişti ama vefakâr talebe dayısının bu teklifine şiddetle karşı çıkarak onun yaptığı büyüklükten daha büyük bir tavır sergiledi. Kaynaklar onun gözyaşlarına hâkim olamadığını söylerler.

O günden sonra kısa bir zaman geçmişti ki Hulusi Efendi yeğenine icazetname vereceğini söyledi. Hemen bir merasim tertip edildi. Akıllara durgunluk veren bu icazet merasimi tarihte ilk ve son olarak hatıralardaki yerini aldı. Öğrenimi en az sekiz yıl süren Hat Sanatında henüz on iki yaşını tamamlamamış bir çocuk Sülüs ve Nesih yazı çeşitlerinden icazet alıyordu. Dönemin ustaları bu küçük çocuğun yazdığı yazılar karşısında hayrete düşüyor ve şaşkınlıkla inci gibi dizilmiş sülüs ve nesihleri inceliyorlardı. Onların neler söylediği bir muamma olsa da ortada olan ve apaçık duran bu çocuğun yazdıklarıydı. Asırlar geçse de yüce Allah’ın izni ile ismi her daim hatırlanacak bu çocuk Mehmed Şevki idi. Yıllar sonra Şevki Efendi olarak anılmaya başlanacak ve tüm Hat Sanatı öğrencilerinin hocası olacaktı.

1829 yılında Kastamonu’nun Seyyidler köyünde doğmuş ve daha kucakta bir çocukken İstanbul’a gönderilmişti. Beş yaşlarında başladığı ilk eğitiminin yanında dayısı hattat Mehmed Hulusi Efendi’den Sülüs ve Nesih yazılarını meşk etmeye başlamıştı. Şüphesiz dayısı ondaki cevheri fark etmiş olacak ki, henüz oyun çağında olan bu afacan çocuğun peşinde koşturmuş ve ona hat sanatını öğretmişti. Hat Sanatının içinde barındırdığı tüm özellikleri büyürken öğrenen Şevki, titizlik, saygı, hassasiyet, çok çalışma, yaptığı ile yok olma ve İslam dini üzere olma* evrelerini tamamlayarak, bahsedildiği gibi on iki yaşında yazılarının altına imza atabilecek seviyeye ulaşmıştı. Hocası ve dayısı olan Hulusi Efendi’nin teklifini reddetmiş olması ona öyle büyük bir özellik kazandırmıştı ki “Şevki Mektebi” denilen emsalsiz üslubunu oluşturdu.

Dayısının duası ile durmadan çalışan ve Hafız Osman yazılarını en ince teferruatlarına kadar inceleyen Şevki Efendi, İsmail Zühdi ve Mustafa Rakım gibi çığır açan hattatlardan da ilham aldı. “Yazıyı bana rüya âleminde talim ettirdiler” diyerek yazı ile olan rabıtasını en güzel şekliyle ispat etmiştir. Mushaf, Delail-i Hayrat, Evrad, Kıt’a, Murakkaa ve Hilye-i Şerife’ler yazmıştır. Onun her biri bir ay parçası gibi parlayan yazıları bugün bile bakmayı bilenlere çok şeyler anlatmaktadır.

Kim için yazı yazacaksa yazsın, hep aynı titizlik ve hassasiyetle çalışmış, hiçbir yazısında “bu da böyle oluversin” dememiştir. Öylesine pürüzsüz ve şiveli yazı yazmıştır ki, şöhreti yazılarının gölgesinde kalmıştır. Onun yakın arkadaşı olan Sami Efendi “Şevki’nin elinden istese bile fena harf çıkmaz” demiştir. Hat Sanatının anatomisini hafızasına öyle muhteşem nakşetmiştir ki, gerçekten de istese bile başarısız yazı yazması imkânsızdır. Tüm yazılarında adeta bir keramet varmış gibidir. Aynı kalem kalınlığı ile ve aynı tertiple onun yazdığı alana yazıyı sığdırmak mümkün olmamaktadır. Bu da onun kendi oluşturduğu şiveden veya söylediğimiz gibi kerametinden kaynaklanmaktadır.

Şevki Efendi hayatı boyunca yazı yazmış ve şehzadelere hat hocalığı yapmıştır. Esas vazifeli bulunduğu yer Harbiye Nezareti Mektubi Kalemidir ve buradan kazandığı para ile hayatını idame ettirmiştir. Kendisinden yazı isteyen olursa, kısa sürede o yazıyı hazırlar ve isteyene verir, hiçbir şekilde para talep etmezmiş. Yazıyı alan kişi kendi belirlediği bir ücreti takdim edince hemen o parayı, doğduğu şehir olan Kastamonu’da bulunan muhtaçlara gönderirmiş. Bu durum vefatından sonra ortaya çıkan masraf defterlerinden anlaşılmış ve onun yerinin ne kadar emsalsiz olduğu bir kere daha teyid edilmiştir.

7 Mayıs 1887 tarihinde son nefesini vermiş ve Merkezefendi Kabristanında dayısı ve hocası olan Hulusi Efendi’nin yanına defn olunmuştur. Doğumundan vefatına kadar her anını kıymetli vakit olarak kabul edip durmadan çalışmış olan Şevki Efendi bu çalışkanlığının meyvesini aradan geçen 123 yıla rağmen hala toplamaktadır. Öyle ki icazet almış veya almamış tüm Hat Sanatı öğrencileri mutlak surette Şevki Efendi’nin yazılarına bakarak Sülüs ve Nesih’i meşk eder, Şevki Efendi’ye benzetmek için var güçleriyle durmadan çalışırlar. Onun araladığı kapıdan içeri süzülenlere ne mutlu ve hafızasına Hüsn-i Hattı yerleştirenlere…

Mustafa Cemil Efe


 tüm denemeler / all essays

Hat Sanatı Güzeli Bulmak | Ahmet Karahisari | Aziz Efendi | Hamid Aytaç | Hasan Rıza | Hezarfen Necmeddin | İsmail Hakkı Altunbezer | Kadıasker Mustafa İzzet | Mustafa Halim Özyazıcı | Mustafa Rakım | Ömer Vasfi | Sami Efendi | Şevki Efendi | Şeyh Hamdullah | Yesari Mehmed Esad ve Yesarizade | Şehirler ve Şehir

 
© 2014 - 2017 Mustafa Cemil Efe www.mustafacemilefe.com / Tasarım Design Korelasyon